Köşe Yazıları
 

İNFERTİLİTE DEĞERLENDİRMESİNDE 1.BASAMAK ÇALIŞANLARININ ROLÜ

19 Şubat 2016

 

İNFERTİLİTE’NİN DEĞERLENDİRİLMESİNDE BİREYİN VE  BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETİ ÜRETENLERİN ROLÜ

 

Türkiye’de aile planlaması yöntemleri hem devlet hem de özel sektör tarafından her basamakta verilmektedir ve aile planlamasında tüm yöntemlere ilişkin danışmanlık hizmetleri bu konuda eğitim almış tüm sağlık personeli tarafından sunulmaktadır.  Ancak aile planlaması konusu sadece istenmeyen gebeliklerin önlenmesi ve mevcut gebeliklerin sağlıklı bir şekilde sonlanması ve sadece bu şekilde ana-çocuk sağlığına yönelik tüm tedbirlerin alınmasından ibaret değildir. Bireyin üreyebilme yeteneğinin korunması ve diledikleri sayıda çocuk yapabilmeleri- yani kısaca- üreyebilme yeteneklerinin korunması yine  “Aile Planlaması” kapsamında ele alınması gereken bir konudur.

Birleşmiş Milletler 1995 yılında Üreme Sağlığını;  Tatmin edici bir cinsel hayata ve üreyebilme yeteneğine sahip olmak ve bunu hangi sıklıkta ve nasıl yapabileceğine karar verme özgürlüğüne sahip olmak olarak tanımlamaktadır. Ancak; üreyebilme yetisi ya da fertilite oranları günümüzde tıbbı ve çevresel çeşitli faktörlere bağlı olarak giderek azalmaktadır ve gecikmiş çocuk doğurma yaşı gibi faktörler göz önüne alındığında bireyler ve sağlık sunucular olarak hepimizin  giderek artan “infertilite” yani “kısırlık” gerçeği  ile yüzleşip onu tedavi etmek için çabalamak yerine fertilite durumunun önceden  değerlendirilmesine ve bu durumun öngörülmesine yönelik bazı tedbirlerin alınmasına katkıda bulunmamız gerekmektedir.

İnfertilite sorununun önlenebilir faktörlerinin önüne geçmek ve tedavi edilebilir sorunları zamanında çözmek bu konudaki farkındalılığın artması ile mümkündür. Bu konuda ailelerin çocuklarının üreme sağlığına gösterdikleri özenle başlayan bireysel çabalar yanında, bu bireyleri çocukluk çağından itibaren izleyen ve çift olarak onları her türlü sağlık sorunları yönünden izleyebilen Aile Sağlığı Merkezleri ve çalışanlarının katkıları yadsınamaz.

Bunun için alınacak tedbirlerden birisi “Üreme durumu ya da potansiyelinin değerlendirilmesi ve danışmanlık” konusunda sunulan hizmetleri ve bu konuda toplumsal duyarlılığı artırmaktır. Her sağlık alanında olduğu gibi ailelerin farkında olmadığı bu sorunların ilerde karşımıza çıkabileceğini önceden tespit edebilme yetisine sahip olan, sorunla yüzleşince uygun ilk değerlendirme ile sorunun varlığını tespit edebilen, ve sonrasında tedavi için zaman kaybını ve daha fazla zararın ortaya çıkmasını önleyerek çiftleri tedavi alabilecekleri merkezlere doğru yönlendirebilen ilk basamak sağlık hizmeti sunucularının rolünün en açık olduğu sorunlardan en önemlilerden birisi bu konudur.

İnfertilitenin önlenmesine ve tedavisine yönelik hizmetlerin amacı;

Evli ya da bekar, çocuk isteyen ya da şimdilik çeşitli nedenlerle bunu erteleyen, erkek ya da kadınlara farkında olmadıkları ya da sahip oldukları üreme problemleri konusunda danışmanlık  hizmeti sunarak bireysel olarak doğru değerlendirilmelerini sağlamaktır. Bu hizmetin amacı infertiliteyi önlemek ve fertilite tedavisine olan talebi azaltmaya çalışmaktır.

Üreme durumunun değerlendirilmesine yönelik temel nedenler ;

1- İnfertilite ya da kısırlık evli olan çiftlerin yaklaşık %15’ini etkileyen tıbbi ve sosyal bir problemdir. İnfertiliteye yol açan sorunlar kadın ve erkekleri eşit oranda etkilemektedir. Kadın ve erkeğe ait bu sorunlar doğumsal, edinsel, ya da açıklanamayan nedenlerle oluşabilir.

Kadında; Sistemik hastalıklar, genetik sorunlar, kanser tedavisi, aşırı kilo, polikistik over hastalığı, troid hastalıkları, hiperprolaktinemi, hipotalamo-hipofizer yetmezlik, geçirilmiş batın cerrahileri, endometriozis, fallop tüplerinin kapalı olması, uterus anomalileri, rahim içi yer kaplayan sineşi, myom ve polip gibi lezyonlar, rahim ağzı sorunları vs. gebe kalmayı önleyebilir.

Erkekte;Sistemik hastalıklar genetik sorunlar, kanser tedavisi, inmemiş testis, inmemiş testis operasyonları, varikosel, hipotalamo-hipofizer yetmezlikler, kabakulak, travmalar, geçirilmiş urogenital sistem cerrahileri ya da bilinen bir nedeni olmaksızın sperm sayısı, hareketliliği ve şekil bozukluğu yaratan durumlar  gebe kalmayı önleyebilir.

2-Kadınların artan eğitim düzeyi ve kariyer planlaması nedeniyle çocuk doğurma yaşını ertelemeleri yine en önemli faktörlerden birisidir. Kadın açısından erken 20’li yaşlar üreme için en optimal dönemlerdir ve yaş arttıkça, özellikle 35> yaşından sonra üreme gebelik şansı belirgin olarak azalır. İnfertilitenin düzeltilmesine yönelik  tedavilerin artması ve oosit ya da sperm vs. dondurma gibi konuların yanlış yorumlanması ve yalancı güven duygusuna neden olan yayın, reklam ve haberlerin artması yine gebeliklerin ertelenmesine neden olabilmektedir.

 

Üreme durumu nasıl  değerlendirilebilir ?

Kadının değerlendirilmesi ;  Üreme ve tıbbi öyküsüne göre aşağıda özetlenen ve çeşitli sorulardan   oluşan bir risk değerlendirilmesi yapılır (Tablo 1). Muayene, ultrasonografik olarak overlerde antral follikül sayısı ve uterin ve pelvik patoloji olup olmadığının değerlendirilmesi ve AMH gibi bazı laboratuvar testleri, ile risk durumu saptanır. Bunların büyük kısmı; öykü alma, fizik muayene, mevcut tetkiklerin değerlendirilmesi  ile saptanabilir.

Erkeğin değerlendirilmesi ; Erkek infertilitesi için bilinen risk faktörleri yönünden benzer bir değerlendirme yapılır (Tablo 2). Erkekte sperm volümü, sayı, motilite ve progresif motilite yüzdesi değerlendirilir. Bunların büyük kısmı; öykü alma, fizik muayene, mevcut tetkiklerin değerlendirilmesi  ile saptanabilir.

Aşağıda özet olarak sunulan değerlendirme sonucunda kişinin ya da çiftin basit olarak değerlendirmesi yapılarak üreme durumu ve potansiyel riskler belirlenir. Değerlendirme sonucunda eğer yanıtlar orta ya da yüksek riskli gruptan maddeler içeriyor ya da bunlarda  yoğunlaşıyorsa bu bireylerin üreme alanında çalışan uzmanlar ve merkezlerle görüşmesi için daha aceleci davranmak gerekir.


Doç. Dr. Kubilay Vicdan
Özel Ankara Tüp Bebek Merkezi



« Manşet Haberleri